İçeriğe geç
Samsun Yazı

Günlük hayatın şifreleri, burçların neşeli tarafı

Yeme İçme 3 dk okuma Ozan Büyüktanır

Çocuklarda yeme seçiciliği: sofrada ne yapmalı?

Seçicilik çoğu çocukta beklenen bir gelişim aşaması. Sofrada rolleri ayırmak, baskıyı kaldırmak ve tekrar sunmak en çok işe yarayan yöntem.

Bir dönem her şeyi yiyen çocuğun bir gün masaya oturup neredeyse hiçbir şeye dokunmaması, pek çok ailenin yaşadığı ortak bir deneyimdir. Yeşil olan reddedilir, tabaktaki yiyecekler birbirine değmemelidir, aynı makarna üç haftadır her akşam istenmektedir. Bu tablo ailede endişe yaratır, öğünler pazarlığa dönüşür ve sofra herkes için gergin bir yere dönüşür. Oysa yeme seçiciliği, çocukluğun belirli bir döneminde beklenen bir gelişim aşamasıdır.

Neden olur

Küçük çocuklarda yeni yiyeceklere karşı temkinlilik, gelişimsel bir koruma refleksi olarak açıklanır. Kendi başına hareket etmeye başlayan bir çocuğun tanımadığı şeyi ağzına atmakta duraksaması, evrimsel olarak anlamlıdır. Buna bir de bağımsızlık arayışı eklenir: yemek, çocuğun hayatında kontrol sahibi olabileceği ender alanlardan biridir. "Hayır" demek, çoğu zaman yiyecekle değil, kendi kararını verme isteğiyle ilgilidir.

Büyüme hızının yavaşlaması da tabloyu tamamlar. Bebeklikteki hızlı büyüme yavaşladığında iştah da doğal olarak azalır. Ailenin gözünde "az yiyen çocuk", aslında ihtiyacı azalmış çocuktur.

Sofrada rollerin ayrılması

Bu konudaki en işe yarar yaklaşım, sorumlulukları net biçimde bölmektir. Ne yenileceğine, ne zaman ve nerede yenileceğine yetişkin karar verir. Yiyip yemeyeceğine ve ne kadar yiyeceğine ise çocuk karar verir. Bu ayrım basit görünse de sofradaki gerginliğin büyük kısmını ortadan kaldırır; çünkü yetişkin çocuğu yemeye zorlama görevinden kurtulur.

Zorlama, yalvarma, ödül vaat etme ve tehdit; kısa vadede birkaç kaşık kazandırabilir ama uzun vadede o yiyeceğe karşı direnci artırır. Tatlının ödül olarak kullanılması özellikle ters teper: tatlıyı arzu edilen, sebzeyi ise katlanılması gereken bir şey haline getirir.

Tanışma zaman ister

Bir çocuğun yeni bir yiyeceği kabul etmesi için onunla defalarca karşılaşması gerekebilir; bu sayı bazen on beşi geçer. Bir kez reddedildi diye o yiyeceği menüden çıkarmak, tanışma sürecini baştan bitirir. Yapılması gereken, baskı olmadan, küçük miktarlarda, düzenli aralıklarla tekrar sunmaktır.

Sunum biçimi de fark yaratır. Aynı sebze haşlanmış, fırınlanmış, çorbaya katılmış ya da çiğ ve çubuk halinde tabakta bambaşka karşılanabilir. Tabakta yeni bir şeyin sevilen bir yiyeceğin yanında durması, çocuğun tabağa yaklaşmasını kolaylaştırır. Mutfağa dahil etmek de etkili bir yoldur: sebzeleri yıkayan, salatayı karıştıran, hamuru yoğuran çocuk, o yemeğe farklı bakar.

Ortamı düzenlemek

Öğün saatlerinin belirli olması, ara öğünlerin planlı verilmesi ve öğün arasında sürekli atıştırmaya izin verilmemesi, sofraya aç gelmeyi sağlar. Gün boyu bisküvi ve meyve suyuyla dolan bir çocuk akşam yemeğine iştahsız oturur, aile de bunu seçicilik sanır. Ekran karşısında yenen yemek de doygunluk algısını bozar ve yemekle ilişkiyi otomatikleştirir.

En güçlü öğretici ise taklittir. Aynı sofrada aynı yemeği yiyen, sebzeyi keyifle tüketen yetişkinleri gören çocuk, hiçbir cümle kurulmadan öğrenir. Çocuğa ayrı bir menü hazırlamak yerine, ailenin yemeğinden ona uygun bir tabak ayırmak hem pratik hem de eğiticidir.

Beklentileri de gerçeğe yaklaştırmak gerekir. Çocukların iştahı günden güne, hatta öğünden öğüne değişir; bir gün çok yiyip ertesi gün neredeyse hiç yememesi normaldir. Değerlendirmeyi tek bir öğün üzerinden değil, bir haftalık tablo üzerinden yapmak çok daha doğru bir resim verir. Çoğu ailede bir hafta boyunca yenenler toplandığında, sanılanın aksine oldukça makul bir çeşitlilik ortaya çıkar. Ayrıca porsiyonların yetişkin ölçülerinde düşünülmesi de yanılgı yaratır; küçük bir çocuğun tabağı yetişkinin tabağının küçültülmüş bir kopyası olmalıdır.

Ne zaman endişelenmeli

Seçicilik çoğu çocukta zamanla kendiliğinden hafifler. Ancak kilo alımının durması ya da kilo kaybı, kabul edilen yiyecek sayısının çok az bir listeye inmesi, yutma güçlüğü, yemek sırasında öğürme ve boğulma korkusu ya da yaşına göre gelişiminde belirgin gerilik varsa, tablo sıradan seçicilikten farklıdır. Bu durumda çocuk hekimine başvurmak gerekir; internetten alınan tavsiyelerle vakit kaybetmek yerine değerlendirmeyi uzmanına bırakmak en doğrusudur.

Geri kalan zamanlarda hatırlanması gereken şey şudur: sofra bir mücadele alanı değil, bir öğrenme alanıdır. Baskısız, sabırlı ve tekrar eden bir sunum, uzun vadede en çok işe yarayan yöntemdir.

Yeme İçme kategorisinden