İçeriğe geç
Samsun Yazı

Günlük hayatın şifreleri, burçların neşeli tarafı

Kişisel Gelişim 3 dk okuma Derya Savranlı

Klasik Müziği Dinlemeye Nereden Başlamalı

Terimleri bilmeden de klasik müzik dinlenebilir. Kısa parçalardan başlayıp kulağı kademeli açan pratik bir yol.

Klasik müzik, dinlemeye başlamak isteyenlerin gözünü en çok korkutan türlerden biridir. Uzun eser isimleri, Latin ve Alman kökenli terimler, opus numaraları, "majör" ve "minör" ayrımları derken insan daha ilk adımda geri çekilir. Oysa bu terimlerin tamamı, müziği dinlemek için değil, hakkında konuşmak için üretilmiştir. Hiçbirini bilmeden de bir senfoni dinlenebilir ve büyük ihtimalle sevilir.

Başlangıçtaki en yaygın yanılgı, klasik müziğin dikkatle, hareketsiz ve saygıyla dinlenmesi gerektiği fikridir. Bu eserlerin büyük kısmı, bugünkü konser salonu sessizliğinden çok farklı ortamlarda çalınmak için yazıldı. Dans edildi, yemek yenildi, konuşuldu. Yani müziği fon olarak dinlemek bir saygısızlık değil, gayet meşru bir giriş kapısıdır. Zaman içinde kulak, arka planda duyduğu bir melodiyi öne çıkarmayı kendiliğinden öğrenir.

Kısa parçalardan başlamanın avantajı

Kırk dakikalık bir senfoniyle işe girişmek, ilk kitabı bin sayfalık bir romanla seçmeye benzer. Bunun yerine beş on dakikalık parçalar çok daha iyi bir başlangıç sunar. Solo piyano eserleri, yaylı çalgılar için yazılmış kısa bölümler ya da tek bölümlük uvertürler hem bir bütün duygusu verir hem de dikkati yormaz. Bir parçayı baştan sona takip edebilmiş olmak, uzun eserlere geçerken en çok ihtiyaç duyacağınız güveni yaratır.

Bir başka kolaylaştırıcı yol, tek bir çalgıyla başlamaktır. Piyano, keman ya da viyolonsel gibi tanıdık gelen bir sesi seçip bir süre onun etrafında dolaşmak, kulağı hızla eğitir. Orkestra dinlerken kırk çalgı arasında kaybolan dikkat, tek çalgıda ayrıntıya odaklanır; bir notanın nasıl uzatıldığını, nerede yavaşlandığını duymaya başlarsınız.

Aynı eseri tekrar dinlemek

Klasik müzikte en verimli alışkanlık, sürekli yeni parça aramak yerine aynı eseri birkaç kez dinlemektir. İlk dinleyişte yalnızca genel bir izlenim kalır. İkincisinde ana melodiyi tanırsınız. Üçüncüde onun geri döndüğü yerleri fark edersiniz. Dördüncüde ise arka planda bir çalgının o melodiyle konuştuğunu duyarsınız. Bu tür bir birikim, on farklı eseri birer kez dinleyerek asla oluşmaz.

Aynı eserin farklı yorumlarını karşılaştırmak da kulağı hızla açar. İki ayrı orkestranın ya da iki ayrı piyanistin aynı parçayı ne kadar farklı çalabildiğini duyduğunuzda, notaların tek başına yeterli olmadığını, yorumun müziğin yarısı olduğunu anlarsınız. Biri daha hızlı, diğeri daha ağır; biri sert, diğeri yumuşak. Hangisini tercih ettiğinizi söyleyebilmek, teknik bilgiden çok daha değerli bir kulak becerisidir.

Dönemler arasında dolaşmak

Klasik müzik tek bir tür değil, yüzyıllara yayılmış bir sesler ailesidir. Barok dönemin düzenli, matematiksel ve neşeli dokusu bazı kulaklara ilk anda hitap eder. Romantik dönemin geniş, duygusal ve dalgalı yapısı ise film müziğine alışmış kulaklara daha tanıdık gelir. Yirminci yüzyıl eserleri çoğu zaman en zorlayıcı olanlardır; onları başlangıçta zorlamamak en iyisidir. Kendinizi hangi dönemde rahat hissediyorsanız orada kalmakta hiçbir sakınca yoktur.

Bu dolaşmanın en keyifli tarafı, beğeninin zamanla değişmesidir. Bugün fazla ağır bulduğunuz bir besteci, iki yıl sonra en çok dinlediğiniz isim olabilir. Kulak, tıpkı damak gibi, tekrar ve maruz kalmayla genişler.

Eser isimlerinin karmaşası da zamanla çözülür. Numaralar ve anahtar adları, aynı besteciye ait yüzlerce parçayı birbirinden ayırmak için tutulmuş bir kayıt sisteminden ibarettir; müziğin içeriği hakkında pek bir şey söylemez. Bir eseri "şu hızlı olan" ya da "başında flütün girdiği" diye hatırlamak, katalog numarasını ezberlemekten çok daha işlevseldir ve hiç kimse bunun için sizi ayıplamaz.

Canlı dinlemenin yeri

Kayıttan dinlemek ne kadar iyi olursa olsun, canlı performans bambaşka bir deneyimdir. Bir orkestranın gücünü, sesin salonda nasıl yayıldığını, yayların aynı anda nasıl indiğini hoparlörden duymak mümkün değildir. Şehrinizdeki bir konser salonunun programına göz atmak, çoğu zaman sanılandan daha ulaşılabilir bir seçenek sunar. Öğrenci ve erken bilet indirimleri, bu deneyimi denemek için yeterli bir gerekçedir.

Klasik müziğe girmek, bir kapıyı zorlamak değil, aralık duran bir kapıyı itmektir. Ne zaman başlandığının, hangi eserle başlandığının bir önemi yok. Önemli olan, hoşunuza giden ilk parçayı bulduktan sonra onu bırakmamak; çünkü o parça, geri kalan her şeye açılan yol haritanızdır.

Kişisel Gelişim kategorisinden